Latest Tweets:
Önce I. ve II.
Uyumuştu yolculukta. Zifirikaranlık bir miskinliğin tam da göbeğine düşmüştü. Kaç gün kaç gece geçti örümceğin trakesinde, ne kadar ilerledi bilmiyordu.
İstasyondan çıktı.
Hiç bilmediği, daha önce sabahına hiç uyanmadığı bir şehrin eflatun ışıkları karşıladı onu. Gökyüzüne baktı. Yeryüzüne baktı. Gece miydi gündüz müydü? Sıcak mıydı soğuk muydu? Kor muydu buz muydu? Aç mıydı tok muydu? Var mıydı yok muydu?
Bunları düşündü.
İlerledi. Eflatun şehrin muntazam sokaklarında ilerledi. Kimsecikler yoktu sokaklarda. Evlerin ışıkları kapalıydı. Eflatun yansımalar park halindeki arabaların camlarına vuruyordu. Birkaç adım sonra mütevazi bir dükkan gördü. İçeri girdi.
Açıkmıştı.
Terk etmiş gitmişti bâkkal sermayeyi. Bomboştu dükkan. Raflara bakarken alelade, bir paket çekti dikkatini. Çikolata kaplı saray helvası yazıyordu. Gülümsedi. Severdi saray helvasını. Hatırısayılır bir misafiri getirmişti bir keresinde. Çok beğenmişti. Bir paket aldı. Cebinden bol sıfırlı bir banknot çıkardı, tezgaha bıraktı.
Yürüyordu.
Nasıl yani dedi. Eritmişti ayaklarını güneşte halbûki. Eli de yerindeydi. Nasıl geri gelmişlerdi. Çok sevindi. Koşmaya başladı eflatun şehirde. Sırtındaki şişeler yine o eşsiz nağmeyi çalıyordu. Şuursuzca koşarken heybetli bir meydanda buldu kendini. tüm şehir oradaydı.
Meydanda kurulmuş sahneye bakıyordu şehrin tüm sakinleri. Tam seçemedi iyice yaklaştı.
Bir adam vardı sahnede. Bakır ibriklerde üç kere damıttığı arzularını yudumluyordu. Yanında da lakerda yiyordu.
Yüzünde şapşal bir gülümseme peydahlandı. Saray helvasından yedi bir tane. Sırtındaki evinden şişeleri çıkardı. Güneşi ve karı orada bıraktı. Meydandan uzaklaştı.
Takvime baktı. Günlerden Şubattı.
O.Y.