Latest Tweets:
Şubattı.
Aylardan değil, günlerden şubattı.
Rengarenkti, cıvıl cıvıldı caddeler sokaklar. Güneş yeryüzünden gökyüzünü ısıtıyordu ve insanlar koşuşturuyordu gökyüzünde.
Şubattı.
O ise ıhlamur kokulu yollardan geçiyordu sırtında eviyle. Ayakları yanmıştı güneşin sıcağından. Gözleri kamaşmıştı parlaklığından. Kimbilir belki neler neler oluyordu ayak bastığı bu şehirde. Her gözünde ayrı film, her karanlığında ayrı bir sahne vardı. İşte dedi. Güneşle keşfedeceğim dar mahzenleri. Daha sert daha sağlam bastı yere. Eriyordu ayakarı, yanıyordu. Kavruluyordu. Güneşe karışıyordu yavaş yavaş.
Şubattı.
Aslında çok öncesinde düşmüştü bu arzu içine. Kovalayacağım demişti. Koşup koşup bulacağım. Ama bugüne nasip olmuştu. Kaval kemikleri yoktu. Kaybetmişti onları, arzuları için güneşe vermişti. Sırtından soğuk vuruyor, ama güneşe kanmış devam ediyordu.
Ama Şubattı. Karın soğuğu onu kovalamaya başladı.
Bakır ibriklerde üç kez damıttı arzularını sonra. Bozdağ suyuna karıştırdı ve buzlu camlı şişelere koydu. Ağzını kapattı. Sırtındaki evine koydu onları. Koştururken şişeler birbirlerine vuruyor, çok sevdiği o şarkının melodisini çalıyorlardı kanunla. Ne de güzel olurdu aslında kanun çalsaydı. Belki güneşte değil, kanunun tellerinde bulurdu çözümü.
Dizleri de erimişti.
Kaval kemiklerinin başka yörelere enerji saçtığı sıralarda kar yolunu çevirdi. O ise merak ediyordu karın nasıl erimediğini. Nasıl dedi önce. Daha sonra 2 kere daha. Nasıl.. Nasıl.. Sonra çok da sorgulamadı. Arzularından bir kadeh doldurdu ve yuvarladı.
Nasıl olsa günlerden Şubattı.
Welcome To The Future…
E Hoşgeldiniz :)
tpft:
Sana dünyanın en güzel şarkısını
Armağan ediyorum bu gece,
Adımı ağzından kaçırıyorum.
Elzem heyecanlarınla beraber
Çekiyorsun perdelerini üstüme
Karanlıkta kalıyorum.
Tek başıma, tek tabanca.
Perdenin diğer tarafı muamma.
Listendeki aşkları sırayla yaşamaya başlıyorsun.
Hissettiremiyorsun varlığını bir deniz ötesine.
Denizi geçemiyorsun!
Muhtıralar artık bir şey ifade etmezken bana
Bir peri kızı giriyor rüyalarıma,
Bir peri kızı gülüyor bana,
Bir peri kızı topluyor beni…
Kehanetlerden arta kalan bedenimi.
Ama tutamıyorum ellerini,
Geçemiyorum zapt edilemeyen son kaleden
Özlemlerimle harmanlanan yalnızlığım büyüyor…
Büyüdükçe görüyor.
Sevebilirsin elindeki fani mutluluğu,
Sindirebilirsin kışın içini ısıtan o sahte içkileri,
Bilebilirsin, ağlatan insanların hiç sönmeyen
Sevgilerini…
Elbette sen de güleceksin,
Elbette sen de ağlatacaksın…
Elbette sen de büyüyeceksin küçük çocuk
İz bıraktığın yerlere bir daha bakmayacaksın.
Bakmamalısın!
Elbette oralarda da bir zafer yaşanacak,
Elbette oralarda da şiirler yazılacak,
Elbette oralarda da naralar atılacak,
Sen büyüyene kadar…
Dur kahin!
Bu gece bir kehanete daha hazır değilim…
the Poet
12.11.09
Efenim her ne kadar İzmir memleketim sayılmasa, biz asker çocuklarının işte burası diyebilecekleri bir memleketleri olmasa da İzmir benim memleketciğim işte. İlkokul 5, ortaokul lise, güzel yıllar güzel anılar var İzmir’de. Aslında Ankara’yı daha çok sevdiğimi söylerim İzmir’e ama şımarmasın diye, yoksa İzmir başkadır. Memleketciğimle tam 4 yıl oldu hasretliğimiz, Her yıl İzmir’de geçirdiğim gün sayısı gittikçe azaldı. Hiçbir zaman “geri dönücem İzmir bekle beni” diyenlerden olmadım. 2005 yılıydı, Eylül ayıydı bırakıp gittiğimde, o zamandan beri biliyordum bundan sonrasının İzmir’de olmayacağını. Tanıyanlar bilirler, geçtiğimiz Haziran’da üniversite eğitiminin sonuna gelmiş olmam gerekiyordu. Ama uzatmaları oynamak lazımmış. Neyse konumuz bu değil. Şimdi farkettim ki eğer herşey planladığım gibi olursa (dualarınıza talibim) Ocak sonunda lisans derecesini elde etmek için vermem gereken 156 krediyi tamamlayacağım. Ardından iyi kötü bir işe girip vira bismillah hayata atılacağım. E yıllık izine tabi olup, büyük ihtimalle ilk senemde anca 1 hafta izin kullanabileceğim. Bugün tek yön aldım biletimi, büyük ihtimalle birdaha tek yön bilet almam. Çünkü bir daha İzmir’de 20 gün üst üste kalmayacağım. Acıtıyor insanın içini, hazmı kolay değil. Kara Gözlüm, İzmir’im Allah izin verirse ibibikler öter ötmez ordayım.
KIŞLADA BAHAR
kara gözlüm, efkarlanma gül gayri!
ibibikler öter ötmez ordayım.
mektubunda diyorsun ki: “gel gayri!”
sütler kaymak tutar tutmaz ordayım.
ah çekerim resmine her bakışta!
bir mahzunluk var o boyun büküşte.
emin ol ki, her sigara yakışta,
sanki, duman tüter tütmez ordayım…
mor dağlara, karargahlar kurulur;
eteğinde bölük bölük durulur…
on dakika istirahat verilir;
tüfekleri çatar çatmaz ordayım!..
dağlar taşlar bu hasretlik derdinde;
sabır, sebat etmez gönül yurdunda!
aksam olur, tepelerin ardında,
daha güneş batar batmaz ordayım…
aramıza dağlar girmiş koskoca!
meraklanma, gönlüm dağlardan yüce…
bir gün değil, beş gün değil, her gece,
yatağıma yatar yatmaz ordayım…
bahar geldi; koyun, kuzu koklaştı,
iki aşık, senelerdir bekleşti…
kara gözlüm, düğün dernek yaklaştı;
vatan borcu biter bitmez ordayım!..
Bekir Sıtkı Erdoğan Not: Muharrem Ertaş da yorumlasın, dinleyelim bir de :)
http://oguz-yilmaz.spaces.live.com/blog/cns!3045FADEA1A13533!553.entry
Yıllar kovaladı yılları. Dağdan gelen bağdakini kovdu hep, her yeni gelen yıl yeni bir bebek, her geçen yıl ise eli bastonlu tonton bir amcaydı çocukluğumuzda, ancak zaman geçtikçe gördük ki o bebekler acımasızca kırbaçladılar bastonluları. Kapalı kapılar ardlarına sakladılar yaşanılanları ve unutturturdular. Her ne kadar kilometrelerce uzunlukta teyp şeritlerini yıllardır taşısak da kafamızda, o bebekler izin vermedi geçmişimize erişmemize. Yıllar önce köydeki bahçede benimle oynayan, ben emeklerken pantolonumun belinden ısırıp da beni kendine çeken köpek öldü, belki o köpeğin çocukları, torunları bile öldü. Çakıltaşlarında tuğlaları araba sayıp oynadığımız yerlerde belki de başka şeyler var artık. Dedemin elinden tutup parka gittiğimizde bindiğim salıncağın yerinde şimdi bir düğün salonu var. Tepesinden düştüğüm traktör satıldı, annemin bana aldığı Hi-Men kılıcı bozuldu, üzerinde 50 Ton yazan kamyon figürümün de evimizin kapısından çalınalı 17 sene oldu. Beni sever yanaklarımı sıkarlardı, Koca Koca teyzeler ıslak ıslak öptüğünde koşar yanaklarımı silerdim. başımı okşarlardı, köy kahvesine gittiğimde dedemle, yaşlı başlı adamlar gazeteleri bana okuturlardı daha 5 yaşımdayken. Eşşek gibi okurdum da, işime gelmezdi kandırırdım onları. Sonra büyüdüm, takvimler ilerledi. Şehirler sahneler değişti, Hep Muzaffer İzgü okurdum. Aslında ne bulsam okurdum. Bir muhabbet kuşum vardı. Ankara’da sanki hiç yokmuş gibi kuş Sökê’den gelmişti. Çapkın koyduk adını. yeşil tatlı birşeydi bıcır bıcır konuşurdu. Kaçtı gitti bir gün… Çapkın gideli de helalinden 13 sene olmuştur. Biraz daha büyüdüm. Hala Muzaffer İzgü Okuyordum. İzmir’de bir okulda Sercan’la tanıştım. saatlerce telefonda konuşurduk. ne konuştuğumuzu hiç hatırlamasam da konuştuğumuzu hatırlıyorum. Şiirler yazardık. Genelde ben yazardım, arada o kağıda yazıp verirdi, ben deftere geçirirdim. Noktalama işaretlerine şiirler yazardık onunla. Secan Ecevit’e bile şiir yazmıştı bi keresinde. Ben daha çok aşk şiirleri yazardım. Haftanın belli günlerinde okurduk derste Nazan Hoca’ya. Ona buna börtü böceğe şiir yazardım, yazdıklarımı şiir sanardım. Biraz daha büyüdüm. Ölçüyü ve düzeni öğrenmem, adam olmaya başladığım zamana rastlar. Yazmadım bir daha şiir. Doğru düzgün okumadım da. Şiir yazmayalı, Muzaffer İzgü okumayalı 8 sene olmuştur. Yıllar mıydı suçlusu yoksa ben zaten hazır mıydım yozlaşmaya. İşime geleni yapar olmuştum, tembel olmuştum, tembelliğimi saklama yollarında benden iyisi yoktu, çok iyi başarırdım bunu. Yok Yok. Hazırdım yozlaşmaya. Yıllar kovaladı yılları. kovalamadılar aslında, kovdular. köpek kovar gibi hoşt dediler, kedi döver gibi pişt dediler. 22 yılda neleri değiştirdiler ve hiç de hissettirmediler.Hapsettiler geçmişimizi, nefret etmemizi istediler geçmişimizden. Bazen başardılar da. İstediler ki her defasında bir perde çekelim, yenilenince eskiyi görmeyelim. Evet evet başardılar bazen. Şiirler yazdığım deftere elimi yıllardır sürmememi sağladılar. Şimdi gidip şu lanet defteri bulayım :)
KARDANADAM
Hangimizin çocukluğunun bir parçası değildir ki kar ve karla oynanan oyunlar. En azından bir kere karın tadına bakmışızdır ve helvayla pekmezle beraber denemişizdir karı. Birçoklarımızın kabusu olsa da, kar, beyaz bulutlardan yağdığını belli eder gibi yumuşak, asil gökyüzünün bir armağanı olduğunu gösterir gibi keskin ve ne kadar soğuk olursa olsun bir süre sonunda yanan ellerimizden anlaşılacağı gibi ateşli…
1997 de daha 10 yaşımdayken İzmir’e taşındığımızda belki de farkında değildim. Çocukluğumun en büyük zevkinden mahrum kalacaktım, kardan uzak olacaktım. Karlı havalarda düşüp kaymayacaktım ve buzlar üzerinde elele yürümeye çalışmayacaktım yumurcak arkadaşlarımla. Aslında büyüyorduk mekan değişirken obje de değişiyordu. belki de zaten yapamayacağım şeylerdi bunlar ama olsundu. İzmir’de kar yoktu ve Oğuz artık o karda oynayan çocuk değildi.
2005 olmuştu yıllardan ve her nasıl olduysa bir şeyhzade gibi büyütülen ben, Topkapı Sarayı’nın 1.avlusunda buluvermiştim kendimi. ve 2006 ocağında Topkapı Sarayında Kartopu oynamanın nasıl birşey olduğunu tatmıştım. Bir devri kapatıp bir devri açan bir devletin idare edildiği yerde, bu devleti yönetecek çocukların oyunlar oynadığı yerde, çocuk ruhum ve 19 yaşındaki kocaman bedenimle sağa sola savuruyordum karları kartoplarını. yokuştan aşağı kayıyor, bir daha bir daha kayıyor ve eğleniyordum. karla beraber gülmek, yüzünün yandığını hissederken gülümsemek ve yeni bir darbeye hazırlıklı olmak…
ve şimdi. 16sını 17 sine bağlarken gece, kar artık iyice hissettirirken kendini, vaktı gelmişti. en son yaptığım kardanadam, benim boyumdaydı. ama boyum 12 kış önce kaçtı bilmiyorum. biraz kovalamacadan snra işe koyulduk. yuvarladık yuvarladık yuvarladık… Sadece benim değil, hepimizin çocuklarını uyandırdık.
Ellerim mi yanmış karın ateşiyle yüzüm mü donmuş hiç önemli değil… kulaklarımı mı hisstmiyorum yoksa parmaklarım mı donmuş :) Ne önemi varki adam olmuştum ben. Eskiden ağlardım ellerim yanarken. Şimdi ise, şimdi ise ne önemi var ki adam olmuştum ben. adam olmuştum ben.
Engin, Seçil, Damla çok teşekkür ederim. 12 yıl önce de yapmıştım kardanadam. Boyum kadardı. ve yine Boyum Kadar kardanadam yaptım yalnız hangimiz kardan anlamadım :)
Doğar doğmaz ağlamaya başlayan bir bebek gibi geldim buraya. Hoşbuldum.